Repeat after me

Reklamlarda şöyle bir şey duydum. ”Özgür olmak istemez misiniz?” Şaştım kaldım hemşirem. Kahvemi de içmişim üstelik, derin bir nefes almışım deniz havasından, yani halim vaktim iyi. 3 kez zap yaptım. “Özgürlük bir yerlerde olmalı. Herkes bahsettiğine göre mutlaka var. Dır. Dır diyorum özgürlükten bahsederken, ki zaman doğrultusunda konuşulduğunda da “Dır’lı geniş …

merhaba 2013

2013′e merhaba. Gülümse. Karşıdan karşıya geçmek o kadar zor değilmiş, önemli olan orada kimin beklediği. Gülümse.  Bir film seyrediyorum. Sonra yeniden bir film seyrediyorum. Mutfağa gidip yemek yiyiyorum. Aspiratörün ışığı yok artık. Aspiratör çöpte. Elim karanlıkta kendiliğinden aspiratöre uzanıyor ve açma düğmesine basıyorum. Alışkanlık. Gülümse. Gökyüzüne bırakılan dilek fenerleri gibi …

Cand Crush days

Candy Crush oynarken akan giden bir iki günü fark edemedim. İşin garibi belki de fark etmek istemedim. Isınınca kendi kapanan laptopların laneti gibi. Gece gibi. Şu an gibi. Bugün büyük havuzun yanındaki çocuk havuzunun içinde bir kurbağa gördüm. Suyun üzerinde ters dönmüş, raşitik bacakları dışarı kıvrılmış ve koyu yeşil derisi …

Miranda July

Baktım ki Miranda July’e pek ehemmiyet verilmemiş güzel yurdumda. Ekşi sözlükte birkaç entry giren ellere öpücükler yolluyorum, fakat yetmez! Kimdir bu Miranda July biraz didikliyelim, çok sevilebilecek bir artist kendisi. Yazıyor, oynuyor, çekiyor, yaratıcılığını her fırsatta yüzümüze yüzümüze vuruyor Miranda. Neler yapmış bu Miranda July biraz bakalım. Şu kitapları yazdı …

Recent Articles:

Cand Crush days

Nisan 20, 2013 Diary No Comments
fish

Candy Crush oynarken akan giden bir iki günü fark edemedim. İşin garibi belki de fark etmek istemedim. Isınınca kendi kapanan laptopların laneti gibi. Gece gibi. Şu an gibi.

Bugün büyük havuzun yanındaki çocuk havuzunun içinde bir kurbağa gördüm. Suyun üzerinde ters dönmüş, raşitik bacakları dışarı kıvrılmış ve koyu yeşil derisi patlayacak gibi gerilmişti. Nedense o an iğrenme hissetmedim.

Aklıma ilk gelen lanet soru canımı sıktı. “Hangi tür bu?”

Aylardır gördüğüm hayvan anatomisi dersinden geri ne kalmış diye şöyle bir düşündüm. Bu aşağılık kurbağaların adını vize sınavında da bilememiştim. Ova Kurbağası denen Rana ridibunda cinsi bir kurbağaydı hocanın sınavda sorduğu. Bense yanlış cevabı vermiştim. Ayrıca kimyasal yöntemlerle kavanozlanmış çeşit çeşit sürüngen incelemiştim ve bu havuzdaki kurbağanın adını bile hatırlamıyorken, bu dersten geçmem epey zordu.

Çimler yeni kesilmişti ve taze bir koku yayılıyordu bahçeye. Ufuk çizgisi yemyeşil düzlüklerin ortasındaydı. Buğday tarlaları uzanıyordu geride. Gökyüzünde yağmur bulutları vardı ve taaa ileride nehrin kenarındaki kavakları seçebiliyordum.

Bir kez Marakeş’te de böyle hissetmiştim. Güneşin şehrin üstüne düşüş açısı bilgisayar ekranlarındaki çözünürlük gibi değiştiriyor gördüklerimizi. Belki bunu pahalı fotoğraf makinasının yanında ışık ölçeriyle gezen çok bilmiş bir bilimadamı açıklar ama ben açıklayamam. Fotonlarla ilgili olduğu kesin. Şemşiye etkisi yaratan yağmur bulutlarıyla birleşip, nehirden yansıyan aydınlığı da ekleyince sanırım işte benim o ara kafam duruyor.

Hemen elimi cebime atıp telefonu çıkarıyorum ve Candy Crush oynuyorum. … Continue Reading

Repeat after me

Nisan 18, 2013 Diary No Comments
tumblr_ml28gk3ho01r1w416o7_500

Reklamlarda şöyle bir şey duydum. ”Özgür olmak istemez misiniz?”

Şaştım kaldım hemşirem. Kahvemi de içmişim üstelik, derin bir nefes almışım deniz havasından, yani halim vaktim iyi.

3 kez zap yaptım.

“Özgürlük bir yerlerde olmalı. Herkes bahsettiğine göre mutlaka var. Dır. Dır diyorum özgürlükten bahsederken, ki zaman doğrultusunda konuşulduğunda da “Dır’lı geniş zaman kullanıyorum. Çok konuşulan şeylere inanamıyorum ne yazık ki,”  dedi biri.

“1000 yıl uzak bir galaksiden gelmişsin gibi bir gün. Uyanıyorsun. Karşına ilk çıkan kişinin beyninin yıkandığının ve artık karşıdan gelen mesaja göre doğru cevabı bulmayı yıllar önce, daha çocukken öğrendiğini biliyorsun. Hey komutlar çoktan verildi. Yapılabilecek tek şey harddiski kurtarmak.” dedi ikinci kanaldaki zenci.

“Ne güldün güzelim, yoksa hala pause düğmeni bulamadın  mi?” Diyor bir spiker aslında ana haber bülteninde. Ve durmadan Balkanlardan gelen soğuğa bağlıyorlar muhabbeti, çaktırmadan da “altının düştüğünden” bahsediyor diğeri.

en son yine başa döndüm. Sanki bileğim yoruldu kumandayı tutmaktan ve televizyon izlerken “kumandayı duvara yansıtmak” gibi bir düşünce geçti aklımdan. Hani şu tavanda parlayan gece lambaları gibi…

Ve özgürlük arayan şehirlilere şu cevabı veriyor reklamdaki tanıdık bir ses:

“Repeat after me, we are so happy”

Sonra sıkıldım televizyon izlemekten.

 

Kırmızı Liman

Mart 31, 2013 Diary 1 Comment
20130331-013046.jpg

Rubner bir teori ortaya atmış. Canlılar ne kadar hızlı bir yaşam sürerse, o kadar erken ölürlermiş. Burada şair “Hızlı yaşa, genç öl” demek istiyor.

Einstein ise, özel görelilik kuramında soruyor çok bilmiş bir edayla,Bir cismin atıllığı enerji içeriği ile bağlantılı olabilir mi?

Ah bana ahlar bana. Oysa ben bu yolculuğa çıkarken ne Rubner’i, ne de Einstein’ı düşünmek istiyordum. Çocukluğumun kökten bitirici çağlarını geçirdiğim Kırmızı Liman’a gidiyordum. Aşkına da, işine de yalan olmuş düşüne de diye bir şarkı söylüyordum içimden ve son 7 aydır hissettiğim “hissizlik” modundaydım.

HİÇBİR ŞEY HİSSETMİYORUM. HİS DOSYASI CLOSED. DUYGULAR FİNİSHED.  I SEE DEAD PEOPLE GÜZELİM.

Demek ki Rubner’e göre ben zaten ölmüştüm, bir dönem hızlı yaşayarak. Einstein buna katılmasa da annem buna katılıyordu. Doğru olan da belki de sadece annelerin dediğiydi. Teslim ettim kendimi anneme. Ne derse tamam, ne isterse olur. Peki nerdeydim ben, neredeyim ben, ne yapıyorum ben diye sormuyordum, kaldı ki sorsam ne olacak, zaten teslimiyeti kakalak gibi ters dönerek ispat etmemiş miydim?

Şu bankların dili olsa da anlatsalar. Hani nerde bank? Aaa sökmüşler! Bank mank kalmamış. İşte şurda, tam şurda denize girerdik, aaa sahil de kalmamış. Deniz gelmiş, almış anıları gitmiş. Şu park gay bir gence aşık olup, aşk acılarından kıvrandığım köşe. Deniz fenerine bakıp bakıp sümükleri silerken, -ah be yavrum bu ne toyluk, bu ne yaman dünya- sanki zaman geçmiyordu. Oysa 16 sene olmuş. Dünyanın en sık aşık olma rekorunu kırdım demek ki ergenken. 16 senede 16 bin defa aşık oldum ve gün geldi Rubner’in teorisine takıldım kaldım.

Aşk mı ha ha, ah evet aşk bir cismin atıl enerji içeriğiyle ilgili olabilir bence.

Sağlıklı yaşam bir şehir efsanesi mi?

Mart 5, 2013 Diary 1 Comment
mavi_bülbül

Yediğimiz gıdalar bize yarar mı sağlıyor yoksa zarar mı? Peki ya hayatımızın bir parçası haline gelmiş temizlik ürünlerinin, makyaj malzemelerinin, kremlerin içinde ne var? Bunlar beni öldürür mü?

Kimisine gdolu, kimisi ağır metalli, kimisi kanser yapıyor, kimisi hayvanları sömürüyor, kimisi çevreye zararlı, kimisi alerjik…Bir noktadan sonra insan çıldıracak gibi oluyor. Hangi televizyon kanalını açsam bir uzman, hangi siteye girsem bir danışman, kimle konuşsam guru kesiliyor. Peki bunların bana ne yararı oluyor?

Bugünlerde beni en çok düşündüren konu bu. Her şey zararlı, çoğu şey çevreye zararlı, peki ne yapmam gerek?

“Bildiğim beslenme şeklini hatta yaşam şeklini değiştirip vegan bir hayata mı geçsem?”

Organik diye satılan ürünler gerçekten organik mi? Fırından aldığım kepek ekmeği gerçek kepekten mi? Pirincin içindeki zehirli atıkların seviyesi bana zarar verecek boyutta mı?  Et yemesem mi, ineklerin samanı gdolu mu? Sebzeler gdolu tohumlardan mı yetiştiriliyor? Suyun plastik bidonda satılması neden? Soluduğum havadaki zehir oranı nedir? Sağlıklı yaşanacak herhangi bir kara parçası kalmış mıdır? Bulunduğum şehri ve bölgeyi, bitki türlerini ve hayvanlarını korumak için ne yapabilirim? Ekolojik tarım nedir? Ekolojik ürünler nerde satılır? Vegan beslenmeye geçsem aç kalır mıyım?  … Continue Reading

François Sagan

Şubat 8, 2013 Diary, edebiyat No Comments
sagan1

“Sıkıntısı, sevecenliği bir saplantı gibi peşimi bırakmayan bu bilinmedik duyguya o adı, o güzel, o ciddî hüzün adını koymaktan çekiniyorum. Bu öyle eksiksiz, öyle bencil bir duygu ki, neredeyse utanacağım geliyor, oysaki hüzün bana her zaman saygıdeğer görünmüştür. Bu hüznü tanımazdım, sadece can sıkıntısını, pişmanlığı daha da seyrek, vicdan azabını bilirdim. Bugün bir şey, ipek gibi, sinir bozucu ve sevecen, içimde kanatlanıyor ve beni ötekilerden ayırıyor.”

… Continue Reading

duman ve şaşkınlıkları

Şubat 7, 2013 Diary No Comments
379597_481085298618756_1099727569_n

Duman. Bu nasıl bir kedi anlayamıyorum. Gece acıktığında beni uyandırıyor. “Kalk birlikte yemek yiyeceğiz. Miyav da miyav. ” Yemek yedikten sonra yatağa uzanıyorum. Tam uykuya dalıyorum ki birden bire Duman koşturmaya başlıyor. Evi altına üstüne getiriyor koşarken. Koca kıçıyla bir o yana bir o yana derken başlıyor konuşmaya: “Miyavvvvv kalk çişimi yapıcam!”

Kalkıyorum. Çişini yapışını bekliyorum. Sonra yeniden uykuya dalmak üzere yatağıma yatıyorum. Uykuya dalmaya beş kala, üstüme ağırlık çökmüşken, Duman yine başlıyor miyavlamaya. “Me me meeeee meee, yanına geleyim mi?”

Uykusuz geceler, uykusuz haftaları takip ediyor. Yatak odasının kapısını kapasam, çılgın gibi tırmalıyor, kapıyı açınca da saklambaç oynayalım diye tutturuyor. Dumanı kandırmak için perdeleri açıp, cam kenarından kuşlara bakma oyunu oynuyoruz. Sabah oluyor, kuşlar uçuyor, Duman’ın ne zaman uykusu gelirse, ben de o zaman uyuyorum.

Dumanla ilişkimi gözden geçirmem gerek, biliyorum.

Geçen gün merdivenin üstüne koydum, 3 saat kıpırdamadan durdu ve inemedi aşağıya. Böyle de bir şapşal.

Vanilya Club ocak kutu

Ocak 3, 2013 Moda No Comments
PicMonkey Collage2221

Vanilya Club bugün beni şaşırttı. Unutmuşum kutunun geleceğini. Tam kapıdan çıkarken geldi kargo. Çıkmaktan vazgeçip, kutunun içindekilere bakmak için hemen içeri girdim. Hızla açtım paketi. Yılbaşı olduğu için kırmızı yıldızlarıyla süslemişler kutuyu. Pupa 4′lü göz far pembe tonlarında. Pupa markanın rujunu kullanmıştım daha önce. Güzel bir marka. Pembe farı da denedim, yumuşak yapılı, kokusuz, kutusu kaliteli. Lush banyo köpüğü büyük boy. Kokusu yoğun. Migrenim tutmasın diye kutuya hapsettim onu. Lush Gorgeous yüz kremi deneme boyu. Nefis krem. Zaten Lush yüz kremi kullanıyordum. Bu minik kutu çok hoşuma gitti. (At çantaya gitsin boyu.) … Continue Reading

Michael Kors Paris saat

Ocak 2, 2013 Moda No Comments
michael kors paris limited edition watch
 Saat takıntım geri geldi. Yeni 2 saatim var ama yine de Michael Kors’un Limited Edition “Paris” saate bayılıyorum. Aradım taradım bulamadım. Ama bulacağım, azimliyim! Çocukken saatleri çok severdim sonra cep telefonları çıktı ve zamanı öğrenmek için telefona bakar oldum. Ayrıca altın takılar, yeni evli kadınları çağrıştırdığı ve hiç cool olmadığı için “ayyy ben sarı hiç sevmem!” diyenlerdendim. Ama bu saati görünce fikrim değişti. Üzerindeki elması geçtim, arkasındaki Paris silueti nefis. İşin ilginci bu saati yabancı bloggerlara hediye olarak veriyorlar, onlar da takıp takıştırıp fotoğraf çektiriyorlar ve twitliyorlar. Ohg. Wtf’! Hiçbir şey demeyeceğim, evrene yanlış mesaj gitsin istemiyorum:/ … Continue Reading
Mail Instagram Pinterest RSS Tumblr
AdvertisementAdvertisementAdvertisementAdvertisement

muck!

    http://mustesnaisler.tumblr.com/post/48240355207

Arşiv

Recent Comments

  • unsigned-char: Rubner ve Einstein gillerin bir (veya birkaç) üst katmanına Mevlana dersek o demiş ki insanlar 7 mertebe. Sen belki bi üst mertebeye geçtin de farkınd...
  • web tasarım: Merhaba çok güzel içerik çok faydalı ve güzel. Makalenizi beğendim. Sitenizin insanlara faydalı olduğunu düşünüyorum. Web sitenizin beklenen ilgiyi gö...
  • gul: kıskanmaaaaaa :)...
  • gul: yeşil nedense bana çok itici geliyor...
  • nn: 2. etek güzel bence, ne iyi anneymiş...

NEREYE GİTSEM ?


Bugünün sorusu, nereye gitsem?
Canınız sıkılıyorsa, biraz kaçmak, olaylardan, durumlardan uzaklaşmak, kafanızı dinlemek istiyorsanız buyrun bir göz atın. Fotoğrafları kendim çektim.
Devamı..

Diary

Cand Crush days

20 Nis 2013

Candy Crush oynarken akan giden bir iki günü fark edemedim. İşin garibi belki de fark etmek istemedim. Isınınca kendi kapanan laptopların laneti gibi. Gece gibi. Şu an gibi. Bugün büyük havuzun yanındaki çocuk havuzunun içinde bir kurbağa gördüm. Suyun üzerinde ters dönmüş, raşitik bacakları dışarı kıvrılmış ve koyu yeşil derisi patlayacak gibi gerilmişti. Nedense o an iğrenme hissetmedim. Aklıma ilk …

Repeat after me

18 Nis 2013

Reklamlarda şöyle bir şey duydum. ”Özgür olmak istemez misiniz?” Şaştım kaldım hemşirem. Kahvemi de içmişim üstelik, derin bir nefes almışım deniz havasından, yani halim vaktim iyi. 3 kez zap yaptım. “Özgürlük bir yerlerde olmalı. Herkes bahsettiğine göre mutlaka var. Dır. Dır diyorum özgürlükten bahsederken, ki zaman doğrultusunda konuşulduğunda da “Dır’lı geniş zaman kullanıyorum. Çok konuşulan şeylere inanamıyorum ne yazık ki,”  dedi …

Kırmızı Liman

31 Mar 2013

Rubner bir teori ortaya atmış. Canlılar ne kadar hızlı bir yaşam sürerse, o kadar erken ölürlermiş. Burada şair “Hızlı yaşa, genç öl” demek istiyor. Einstein ise, özel görelilik kuramında soruyor çok bilmiş bir edayla, “Bir cismin atıllığı enerji içeriği ile bağlantılı olabilir mi?“ Ah bana ahlar bana. Oysa ben bu yolculuğa çıkarken ne Rubner’i, ne de Einstein’ı düşünmek istiyordum. Çocukluğumun …


Marakeş günlüğü
Bir meydan, bir oda, bir eski şehir.
Devamı..

Kategoriler

Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.