No pencil bakışı

Ocak 28th, 2012

Kerala. İşte bu ad benim için en sıcak, en sıcak en sıcak ad. Bir housebot kiralayıp Kerala’nın kanallarında dolaştığım günleri yad ederek ısınmaya çalışıyorum. Teknedeyim ve üzüm yiye yiye izliyorum

EFINST İngilizce Dil Okulu ile “Al sevdiğini, uç İngiltere’ye!”

Ocak 20th, 2012

20. yılını kutlayan EFINST İngilizce Dil Okulları harika bir kampanya başlattı. EFINST Dil Okulu, 14 Şubat Sevgililer Günü’ne kadar kayıt yaptıran herkese İngiltere’de 2 haftalık İngilizce eğitimi hediye ediyor. Üstelik

yeni yıl

Ocak 17th, 2012

2012’ye girmek üzereyken 2011’e nasıl girdiğimi hatırlayarak çılgınca yağan yağmurun sesini dinliyordum. Meğer hepimiz bir karanlık mağaranın içinde durup, ışıkların ve yakın ilişkilerin dip dibe yaşandığı ışıltılı geceye bakıyormuşuz. Hiç

Bir erkeğin kıçını toplamaktansa bir pompalıyı ağzıma sokup, tetiği çekerim daha iyi.

Ocak 10th, 2012

Fırtına hala devam ediyor. Her yer küf tuttu nemden. Islak giysiler kurumuyor. Peki. İsyan bayraklarımı nedense sabahları kendi kendimeyken çekiyorum. Kahveden sonra komik geliyor bu kadar sinirli uyanabilmem kendime. Kedim


No pencil bakışı

Kerala.

İşte bu ad benim için en sıcak, en sıcak en sıcak ad.

Bir housebot kiralayıp Kerala’nın kanallarında dolaştığım günleri yad ederek ısınmaya çalışıyorum. Teknedeyim ve üzüm yiye yiye izliyorum etrafı. Kanoyla suyun üzerindeki ördekleri kovalayan adamlar geliyor gözümün önüne. Biraz dikkatimi yoğunlaştırsam, ördek ve insanların kaderleri arasında bir bağlantı kurup, hava sıcaklığının insan bedenine etkisi üzerinden geleceğimizi açıklayabilirim ama bu kadar saçma bir fikir hem sıkıcı hem de bunaltıcı.

Kanallardan geçerken kıyıda kurulmuş baraka köydeki küçük çocuklar tekneye sesleniyor. “Pencil, pencil” Yalvaran bir yüzleri var. Bir kalem için birbirlerini kırabilirler. İlk defa hayatımda yanımda kalem ve defter yok. Olsa, çantamdan çıkarıp verebilirim içlerinden birine.

Ama yanımda kalem yok. Para var ama kalem yok. Çocukların gözlerindeki hayal kırıklığıyla nehrin üzerinde ilerleyen ev şeklindeki botun içinde kendi kendime küfrediyorum ve hava çok sıcak. O kadar sıcak ki birazdan beynim yağlı boya gibi akıp ayaklarıma damlayacak.

Neyi hatırlamam gerekiyordu bu soğuk kış gecesinde?

Sanki unutabiliyormuşum gibi, unutacakmışım gibi olduğumda buharlı bir tren gibi yeniden çalışıyor hafızam.

“No pencil bakışı” diye bir şey var. Bugün de gördüm bu No pencil bakışını birinde.

Aslında ördeklerin kendini suya bırakışı, insanın kendini zamana bırakması gibi ve geleni kabul etmek, olanların en iyisini yaşadığını anlamakla ilgili. Açılımı:

“Derin nefes al, derin nefes ver ve bir tekneyle suyun üzerinde gittiğini, parıldayan güneşe yüzünü dönmüş ve gözlerini kapamış olduğunu hayal et.”

“Huzursuzlar için huzur bulma yolları adlı bir kitap olsam, ilk beş sayfamı koparıp atardım bakışıyla aç gözlerini yeniden…

 

 

EFINST İngilizce Dil Okulu ile “Al sevdiğini, uç İngiltere’ye!”

20. yılını kutlayan EFINST İngilizce Dil Okulları harika bir kampanya başlattı.

EFINST Dil Okulu, 14 Şubat Sevgililer Günü’ne kadar kayıt yaptıran herkese İngiltere’de 2 haftalık İngilizce eğitimi hediye ediyor. Üstelik bu programlara iki yıl üst üste AB Dil Ödülü kazanan ESP (Özel Amaçlı İş İngilizcesi Programı) da dahil. Yani hem Türkiye’de İngilizce öğreniyorsunuz hem de pratik yapmak için İngiltere’ye bedava gidiyorsunuz. Haberin daha da güzel tarafı, İngiltere’de konaklama ve yeme içmeye de para ödemiyorsunuz.

Ben gidemem, çünkü İstanbul’da yaşamıyorum diyenlere müjde!

EFINST’in e-Learning LIVE! online İngilizce eğitim sistemiyle bire bir canlı online derslerinizi internet üzerinden de yapabiliyorsunuz. Bu sistemle öğretmeninizi canlı canlı ekranınızda görüyor, soru soruyor, sohbet edebiliyorsunuz. Öğretmenin sizin için hazırladığı power point sunumunu kendi ekranınızda görebiliyor, İngilizceye dair tüm sorularınızı özel öğretmeninize sorabiliyorsunuz. Başka kimse olmadan, sadece siz ve öğretmeniniz. Aynı gerçek sınıftaki gibi.

Detaylı bilgi için http://www.efdilokulu.com/al_sevdigini_uc_ingiltereye.html adresini ziyaret edin. Pişman olmayacaksınız.

EFINST’in yakında Facebook ve Twitter üzerinden yapacağı kampanyalardan en önce haberdar olmak için:
http://www.facebook.com/EFINST
http://www.twitter.com/EFINST

Bir bumads advertorial içeriğidir.

 

 

yeni yıl

2012’ye girmek üzereyken 2011’e nasıl girdiğimi hatırlayarak çılgınca yağan yağmurun sesini dinliyordum.

Meğer hepimiz bir karanlık mağaranın içinde durup, ışıkların ve yakın ilişkilerin dip dibe yaşandığı ışıltılı geceye bakıyormuşuz. Hiç konuşmasam da bakarak, göz göze geldiğimizde birbirimizi anlayarak, tebessümlerle kucaklaştığımız kalabalığın dışına çıkınca, koskoca bir boşluğu kucakladım,

sanki Taklamakan Çölü’nde sahne alan Lady Gaga gibi yerlerde sürünüp, Poker Face inletirken kıçımı biteviye sallmak istiyordum ama kılımı kıpırdatmadım.

Tüm bu anlamsız eylemlerin kısalığı, görmeyip, içmeyip, yeni yıl gecesine karışmayıp, dışarıya akamamaların sonu, med cezirle gelen küçük yengeçlerin kumda bıraktıkları ayak izleri gibi…

Yanına çağırınca ona yetişebilmek için çok hızlı giden bir arabam olsun isterdim. O kadar yavaşım ki, en az üç yeni yıl sonra buluşuruz şimdi evden çıksam.

 

Bir erkeğin kıçını toplamaktansa bir pompalıyı ağzıma sokup, tetiği çekerim daha iyi.

Fırtına hala devam ediyor. Her yer küf tuttu nemden. Islak giysiler kurumuyor. Peki.

İsyan bayraklarımı nedense sabahları kendi kendimeyken çekiyorum. Kahveden sonra komik geliyor bu kadar sinirli uyanabilmem kendime. Kedim Duman acı acı miyavlayarak dışarı çıkmak istediğini ısrarla belirtirken, onu ciddiye almıyormuş gibi yapıyorum.

“Ah Dumancığım demek dışarı çıkasın var, hahaha”  Kafayı çevirip dışarıya, manyak gibi yağmura yöneltiyorum ilgimi. Resmen poz kesiyorum kediye. Göz göze gelirsek biterim, en azından pencereyi açmam için yalvarmaya başlar.

Kahve bitmiş, “tüh, bak gördün mü Duman kahve yok napıcaz?”

Napıcaksam yapıcam bundan kediye ne? Maksad mevzuyu değiştirmek, ilgiyi dağıtmak, en yakındaki oyuncağa ulaşana kadar oyalamak. Münferit taktikler eşliğinde kafamı çalıştırmaya uğraşırken, acaba çocuğu olan annelerin de çocuklarını kandırmak için bu numaralara başvurup başvurmadıklarını düşünüyorum. Bazen çocuğum olsa hangi üniversitede okurdu diye düşünürken buluyorum kendimi.

Hayır, hayır düşüncesi bile boğulmama neden oluyor. Herhangi birine bakacak biri olmak ve herhangi birine bakamayacak biri olmak diye iki gerçek var. Kedi herhangi biri, çocuk herhangi biri, koca herhangi biri.  Aynı evde iki kişi olma fikri çok korkunç. On gün, on beş gün çekilir ama ya sonra? Mesela sabunu bir türlü aldığı yere koyamayan, lavabonun yanındaki sabun tabağını bir türlü tutturumayan bir erkek insanı kanser edebilir.  Bunlar, işte böyle şeyler hiç hoşuma gitmiyor.  Duman bile aynı yere işemeyi öğrendi ama klozeti tutturan erkek sayısı %2 bu ülkede.

Hizmetçi miyiz biz?

Sanırım evet, doğuştan temizlikçi, iş bitirici, doğurgan köle ve sabır küpleriyiz. Yalnız şurda bir sorun var:

O kirli çorapları adamın ağzına sokarım sonra da üstüne İstiklal Marşı’nı söyletirim.

Bir erkeğin kıçını toplamaktansa bir pompalıyı ağzıma sokup, tetiği çekerim daha iyi.

Kedi miyavlıyor ben yazı yazarken,

“Evet Duman sen de erkeksin ve bana kıçını temizletiyorsun, kahretsin.”

Herkese güzel bir cilt, güzel bir cilt için “takma kafaya” diliyorum.

 

 

Nabokov ve yağmur

“Bütün romanların en şenliklisi, bu hergelenin cingözüdür”

Edebiyattaki kadın karakterlerleri incelerken, Nabokov’un Rua, Dam, Vale adlı kitabındaki Martha karakteri de Puşkin’in Yevgeni Onegin adlı kitabındaki Tatyana kadar çarpıcı bir kadın karakter gibi geliyor bana.

Kitabın konusu son derece sıradan bir türk dizisi konusu olsa da Nabokov kitaba öyle müthiş karakterler, dialoglar, komiklikler katmış ki, insan hayran kalmadan edemiyor. Her zaman göz önünde olandan, günlük yaşamdan, sıradan karakterlerden şahane bir dünya yaratmış yazarımız.

  Kitabı için “Çevrenin bilinmezliğinden doğan duygusal bağlantı yokluğu ve masal özgürlüğü, içimde kaynayan uydurma isteğine tam aradığım yanıttı” diyor Nabokov. Edebiyatın en önemki dil ustalarından olan yazarın iç sesi ise Martha’da can buluyor.

Martha şöyle diyor:

  “İnsanlar planlar kurarlar, çok iyi planlar kurarlar, ama bir olasılığı tamamen unuturlar; ölümü. Sanki hiç ölmeyeceklermiş gibi.”

Aşk, evlilik ve ilişkiler üzerine kafa yorduğu kitabın eksen karakterleri insanı alt üst eden inceliklerle tasvir edilmiş. Sanırım en bayıldığım bu Nabokov’da: Sıradışı normallik.

Mütevazilikle çılgınlık arasında cambaz gibi yürüyerek kitabın bazı bölümlerinde Freud’a selamlar göndermesi, cansız mankenler, kelebek ağları kullanıp bir anda kopması ve sonra geri gelip okuyucuya Osmanlı tokadını savurması.

Rua, Dam, Vale hakkında sanırım daha önce de yazmıştım. Okunması gereken bir kitap bence, hatta baş ucunda duranlardan, ortası açılıp bakılanlardan, zaman zaman yoklanan kitaplardan. Spoiler vermek yakışmaz ama bir şarkıyla konuyu kapatabiliriz. Doris Day’i severim, sevmeyeni sevmeye davet ederim bu yağmurlu günde…

 

Hem yaşama telaşı var, hem de duygusala koşar

Aklıma Tatyana geldi.

Puşkin’in betimsiz güzellikteki eseri Yevgeniy Onegin adlı şiir-romanındaki Tatyana yani Tanya -rusların isim kısaltmasının hastasıyım- kitaplardaki dünyayı yaşamına uygulamaya çalışır. Kitabın adı bence Tatyana olmalıymış. Yevgeniy’i beş bin kez cebinden çıkarır bu kız. “Ne denyo bir kız!” diyor insan önce okurken, sonra içi ısınıyor. Tatyana’nın annesi “kızım kızım o hayatlar sadece romanlarda olur, gerçeğe dön, gerçek hayatta böyle romantiklikler yoktur, hayat adama soldan çakarsa oturtur” dırdırını sürse de Tatyana kendini bozmuyor.

Apolitik bir dandy, asosyal bir bohem değildir Puşkin, kapitalizmin eritemediği zamanlarda çiçeklenmiştir ve pek tabi ölümüne mükemmeldir; ve normal olarak kendi hayatından esinlenmiş, tıpkı Onegin’in sosyetik hayatından sıkılıp amcasından kalma çiftliğe yerleşmesi ve orada şehirdeki kadınlara benzemeyen LOKAL YENGEMİZ Tatyana’yla tanışması, aşık olması ve sonra şımarıklık edip kızı evliliğe layık bulmaması gibi o da Natalia adında bir kızla aşk yaşamıştır. Sonuç: Yevgeni Onegin gibi kıskançlık düellosuna kurban gitmiştir Puşkin!

7 yıl, 4 ay,17  günde yazmıştır Puşkin Yevgeniy Onegin’i. Çocuk olsa ilkokula başlayacak, tövbeler olsun.

Yevgeniy Onegin benim bildiğim 3 kere filme çekilmiş, Çaykovski tarafından operası bestelenmiş, ilham verdikçe vermiş, ilhamı cümle aleme manisa mesir macunu gibi dağıtmıştır. -Gecenin bu vakti mein kanepede otururken TATYANA aklıma nerden geldi bilemiyorum, çünkü benim aklım çok kopuk, daldan dala daldan dala daldan dalaaaa (Semra Hanım remix) dolaşır.-

Nedense beni Onegin’den çok Tanya ilgilendiriyor. Tanya, romanlardaki yaşamı bir romanın içinde hayatında yaşamaya çalışırken, kitap içindeki birçok başka romana gönderme yapar Puşkin. Aynaya ayna tutmak gibidir bu bence. Tabii hangi çeviriyi okuduğunda da çok mühim, ebced hesabı gibi çevrilmiş Oneginler var piyasada, aman gözünü seveyim bana hediye alacaksan o berbat çevirilerden alma, darılırım. En iyisi iphone al.

Ordan diyorsun ki Puşkin’i bilmem, Tatyana’yı tanımam, olsun sen de gel, her kim olursan ol gel. -Kedim Duman şu an saçlarımı çekip omzuma vuruyor, kucak istiyor, “Tatyana’yı bildin mi Duman?” diye soruyorum, meeee meee diye miyavlıyor. O da bilmiyor zaar, netçe itibariyle blogun içindeki kedi kendisi.-

Şimdi kitaplığım yanımda olsa çeker alırdım kitabı, bir mısra yazardım ama kitaplarım benden çok uzak. Susuz kalmış balık gibiyim. Tatyana nerde ben nerde, hani rus klasiklerim, hani dev kadrolu amrikanlarım?

Şu düello sahnesi resmine bir göz at çok hoş değil mi? Onegin Lenski’ye celallenmiş, ressam İlya Repin de pek güzel resimlemiş. Eskiden erkekler kıskançlıktan düello yapar, erkenden ölür, bir daha rus klasiği yazamazlarmış ühü

-istersen resme göz atma, asiysen, vagabondlara yazdıysan eyvallah, gençliktendir geçer! Bakma sen resme, çık bahçede dolaş, temiz hava al, Tatyana gibi hayaller kur, ne diim?

“Karşı dağların heybetinden mi gireyim?”-

 

“hem yaşama telaşı var, hem de duygusala koşar”

kitabın açılış cümlesi, Prens bilmemkimden alıntı yapmış Puşkincan

Billie Holiday’den günün şarkısı

Caz tarihinin müstesna ismi Billy Holiday yağmurlu günlerde hoşuma gidiyor. Cazcılar içinde hikayesi iyi olan pek yok ama Holiday kadar çarpıcı biri daha da yok:

  “Takma adı “Lady Day” olan Billie Holiday, gezgin bir müzisyen babanın kızıdır. Eğitimden yoksun geçen çocukluğu fakir bir yaşamı içeriyordu. 11 yaşındayken tecavüze uğrayınca bir Katolik okulunda yatılı öğrenime verildi. Babasından boşanan annesiyle New York’a yerleşen Holiday, 14 yaşında bir kez daha tecavüze uğradı. 16 yaşındayken fahişelik yapmaya başladı. 18 yaşına geldiğinde çalıştığı kulüplerde şarkı söylemeye başladı. Aynı süreçte Aretha Franklin, Leonard Cohen gibi isimleri ünlü yapan organizatör John Hammond tarafından keşfedildi. Blues türünü kendisine yaşam tarzı edinen ve mesleğinde kısa sürede başarı elde eden Holiday, caz tarihinin en önemli seslerinden biri oldu. Şarkı sözü yazarlığı ve beste yaptı. Bir dönem uyuşturucu kullandı. Bir çok caz ve blues şarkıcısına ilham kaynağı oldu. Summertime gibi bazı yorumları klasikler arasına girdi. Sanatçı, 44 yaşındayken siroz nedeniyle hayatını kaybetti.” (kaynak wiki)

Müstesna ismi şu şarkısını günün şarkısı seçtim:

The Very Thought of You