Cand Crush days
Candy Crush oynarken akan giden bir iki günü fark edemedim. İşin garibi belki de fark etmek istemedim. Isınınca kendi kapanan laptopların laneti gibi. Gece gibi. Şu an gibi.
Bugün büyük havuzun yanındaki çocuk havuzunun içinde bir kurbağa gördüm. Suyun üzerinde ters dönmüş, raşitik bacakları dışarı kıvrılmış ve koyu yeşil derisi patlayacak gibi gerilmişti. Nedense o an iğrenme hissetmedim.
Aklıma ilk gelen lanet soru canımı sıktı. “Hangi tür bu?”
Aylardır gördüğüm hayvan anatomisi dersinden geri ne kalmış diye şöyle bir düşündüm. Bu aşağılık kurbağaların adını vize sınavında da bilememiştim. Ova Kurbağası denen Rana ridibunda cinsi bir kurbağaydı hocanın sınavda sorduğu. Bense yanlış cevabı vermiştim. Ayrıca kimyasal yöntemlerle kavanozlanmış çeşit çeşit sürüngen incelemiştim ve bu havuzdaki kurbağanın adını bile hatırlamıyorken, bu dersten geçmem epey zordu.
Çimler yeni kesilmişti ve taze bir koku yayılıyordu bahçeye. Ufuk çizgisi yemyeşil düzlüklerin ortasındaydı. Buğday tarlaları uzanıyordu geride. Gökyüzünde yağmur bulutları vardı ve taaa ileride nehrin kenarındaki kavakları seçebiliyordum.
Bir kez Marakeş’te de böyle hissetmiştim. Güneşin şehrin üstüne düşüş açısı bilgisayar ekranlarındaki çözünürlük gibi değiştiriyor gördüklerimizi. Belki bunu pahalı fotoğraf makinasının yanında ışık ölçeriyle gezen çok bilmiş bir bilimadamı açıklar ama ben açıklayamam. Fotonlarla ilgili olduğu kesin. Şemşiye etkisi yaratan yağmur bulutlarıyla birleşip, nehirden yansıyan aydınlığı da ekleyince sanırım işte benim o ara kafam duruyor.
Hemen elimi cebime atıp telefonu çıkarıyorum ve Candy Crush oynuyorum. … Continue Reading


















Recent Comments