keep it low

Mayıs 18th, 2012

Duygu deyince aklıma ne geliyor biliyor musunuz, tabii ki bilmiyorsunuz, birbirimizin hakkında bilmediğimiz sekiz milyon gerçek var, varmış yani, İsviçreli bilim adamları bulmuş, neler neler bulmuşlar daha, ama duygu denince

Miranda July

Mayıs 8th, 2012

Baktım ki Miranda July’e pek ehemmiyet verilmemiş güzel yurdumda. Ekşi sözlükte birkaç entry giren ellere öpücükler yolluyorum, fakat yetmez! Kimdir bu Miranda July biraz didikliyelim, çok sevilebilecek bir artist kendisi.

Yeni kitaplarım

Mayıs 1st, 2012

Yeni kitaplarımı on gün önce aldım. Şimdilik 4 tanesini okuyabildim. Pierre Loti’den başladım çünkü sadece kahve içmeye gidilen bir mekan adı değil Pierre Loti. Çiçek gibi yazmış, dantel gibi işlemiş

ağaçlar

Nisan 24th, 2012

    Bu ara buralarda böyle ağaçlar var. ve böyle çiçekler.  


keep it low

Duygu deyince aklıma ne geliyor biliyor musunuz, tabii ki bilmiyorsunuz, birbirimizin hakkında bilmediğimiz sekiz milyon gerçek var, varmış yani, İsviçreli bilim adamları bulmuş, neler neler bulmuşlar daha, ama duygu denince insanın aklına ne geliyor kimse bulamamış çünkü duygu deyince de bir duygu beliriyor insanın içinde ve bu da duygunun duygusu oluyor. Sanırım benim duygumun duygusu yok, düşünüyorum düşünüyorum bulamıyorum.

Ne hissediyorsun diye sorun olursa,

“cezvenin kirli olduğu, zımbaya tel takamadığım, su faturasını yatırmayı unuttuğum, ayak baş parmaklarımdaki mavi renk oje, eski sevgilimin evinin manzarası, çocukken gittiğim ilk sinema filmi, annemin sırtındaki benler, öptüğüm ilk erkek, okuduğum son kitap” ilk aklıma gelenler oluyor. Fakat ne tür bir duyguya sahibim bilemiyorum. Hiçbir şey hissetmemek değil bu. Evet çok şahane şeyler hissediyorum, ama bu duygumun duygusu değil. Duygu denince aklıma hiçbir şey gelmiyor. Biri beni sevdiğini söylediğinde ben de hemen onu seviyorum ama işte o kadar, sonra bunu tutup tutup uzatamıyorum. Kendimi ne gibi hissettiğim, kendini ne gibi hissettiği, kendini neye benzettiği beni ilgilendiriyor mu? Çağımızın tükenmiş modern insanlarından da sayılmam oysa. Yoksa sayılır mıyım, ondan da pek emin değilim. Kırılacak hiçbir yanım kalmadığı için kırılmaya çanak tutan duygu durumlarım da yok. Duygumun duygusu yok. Herhangi bir duygu inişi çıkışı olsa en azından duygum var diyebileceğim ama her şeye gülüyorum, sesli gülemezsem gülümsüyorum, gülümseyemediğim durumlarda dudaklarımı ısırıyorum, içimden kıskıs gülmeye devam ediyorum. Çok komik geliyor insanları izlemek. İnsanları incelemeye bayılıyorum. İçlerini dökmeleri benim için bulunmaz bir hazine.

Mesela bugün orta yaşlı bir kadın bana kocasından dem vurdu. Krem rengi koltukların üzerindeki polar örtüleri devamlı kaydırarak oturduğunu, minderleri yamulttuğu, perdeleri düzgün çekmediğini, traş olduktan sonra traş bıçağını ÇAT ÇAT ÇAT diye lavaboya vurduğundan ve bunlardan hiç ama hiç hoşlanmadığından bahsetti. Bayıldım bu kadının duygularının duygusuna. İyi kötü kadının duyguları var. Yeni iş yerimde, çok ama çok ama çok zenginlerin geldiği bir yerde çalışıyorum ve böylece sosyal statülerin dibinde yer alarak ruhumu eğitiyorum. Zorluklara karşı dayanıklılık testi gibi bir şey bu müstesna iş. Birilerine boyun eğme, söz dinleme, emir alma, hizmet verme, memnun edip para kazanma üzerine kurulu düzeni inceliyorum. Asi ruhum için eskiden böyle şeyler ölümcül zor işlerdi. Ama son yıllarda ruhumu öyle güzel eğittim ki, duygularımın duygularını yok edebilmek ve saf aklın merkezine seyahat edebilmek için elimden geleni yaptım. Ne için, kim için, neden, nasıl veya niye diye sormadan akıyorum ileri doğru. Bu yolculukta sadece ben varım. Yazılarım var. Yazamadıklarım var. Yazarlıkla hiç ama hiç ilgim kalmasın istiyorum. Bu lanetli işi unutmak istiyorum ve bir yandan da yazmaya devam ediyorum. Bu ne yaman çelişki anne

Rahmetli İlhan Berk bana Küçük İskender’e verdiği bir öğüdü tekrarlamıştı, “Kapıcı da olsan, çöp de toplasan bir işin olsun ve gece evine girip kapını kapadığında yazı yazmanı kimse engelleyemesin”. Bir nevi kendine ait oda Virginia Wolf bu.  Odayı yaptım. Kendime ait. Bu odada kimse yok. Duygularının duygusu olan kimse yok. Duygularının duygusuna kapılmayan, sessiz, sakin, güzel bir ben var. Ruhun ne kadar da dingin diyor yeni tanıyanlar. Sesimin tonunun sakinliğinden bahsediyorlar. Vay ki vay.  O dinginlikte kaç ben, o dinginlikte kaç sen boğuldu demek kimse anlamıyor ben gülümserken ve işte bu yüzden

platonik olarak hayatı seviyorum. Ve duygu deyince aklıma eski bir lise arkadaşım geliyor.

Miranda July

Baktım ki Miranda July’e pek ehemmiyet verilmemiş güzel yurdumda. Ekşi sözlükte birkaç entry giren ellere öpücükler yolluyorum, fakat yetmez!

Kimdir bu Miranda July biraz didikliyelim, çok sevilebilecek bir artist kendisi. Yazıyor, oynuyor, çekiyor, yaratıcılığını her fırsatta yüzümüze yüzümüze vuruyor Miranda.

Neler yapmış bu Miranda July biraz bakalım.

Şu kitapları yazdı ama Türkçe’ye çeviren taşşaklı bir yayınevi henüz yok.

-No One Belongs Here More Than You

-Learning to Love You More

-It Chooses You

 

Hatta son kitabı İt choses you için şöyle de bir videocuk hazırlamış:

Sonra Miranda’nın yazdığı, yönettiği filmler de var, mesela şöyle interesting bir film seyredilir bence: Me and You and Everyone We Know

Sonra, The Future diye başka bir filmi de var.

“When a couple decides to adopt a stray cat their perspective on life changes radically, literally altering the course of time and space and testing their faith in each other and themselves.” falan filan, isteyen bulur izler.

Hafif sıyrık ve entellekt beyinli kadınların çok seveceğini düşünüyorum bu cool tavırlı Miranda’yı. Sitesi de pek okunası hurraaa girelim Miranda July dünyasına!

Pek çok yazı, kısa film, gösteri, artistik patinaj dallarında faliyet gösteriyor Miranda hanım kızımız. Hatta Blonde Redhead’in şu videosunda da endamını görmek mümkün. Yerler onu.

Yeni kitaplarım

Yeni kitaplarımı on gün önce aldım. Şimdilik 4 tanesini okuyabildim. Pierre Loti’den başladım çünkü sadece kahve içmeye gidilen bir mekan adı değil Pierre Loti. Çiçek gibi yazmış, dantel gibi işlemiş romanı. İzlanda Balıkçısı’sı çok sevdim. Denizle ilgili kitaplar her zaman ilgimi çekiyor. Tavsiye ederim.

Çanta adlı kitap çok ilginç, yazar bir sosyolog ve bir meraklı böcek gibi kadınların çantalarının içine girip, gizemli işler peşinde koşmuş. Okunmasında fayda var, zira hem eğlendiriyor hem de kadınları mercekler altında yirmi bin fersahlıyor. Okuyun yahu.

Faruk Ulay yeni olmasa da yeni yeni duyulan bir yazar. Notos Öykü’nün Tomris Uyarlı sayısında yeni açılan bir sahaf hakkında yazdığı öykü de pek güzeldi. “Bırakmak” adlı bu romanda, evden çıkmayı sevmeyenlerin duygularını dile getirmiş bence. İnsanın kendini nasıl da bıraktığını sade bir dille, bambaşka bir üslupla anlatmış. Sevdim bu romanı. Diğer romanlarını da okuyacağım Faruk Ulay’ın.

Louis De Berniéres Fethiye’de eskiden Rumların yaşadığı, şimdilerdeyse harabeye dönen Kayaköy’de geçen tarihi bir roman yazmış. Fethiye Sanat ve Kültür günlerine katılacak olan yazarı daha yakından tanımak, Kayaköy’de geçen bu hikayede ne anlattığını öğrenmek için okudum bu romanı. Açıkça söylemek gerekirse, bu kitap iyi hoş ama benim tarzım değil. Ticari tarihi romanların bence antikacılıktan pek farkı yok, ikisi de ölülerin üzerinden kazanıyor. Ayrıca bizim topraklarımızda yaşamış insanların acılarının popüler kültür malzemesi haline getirilip, şişirilip şişirilip kullanılmasına, YANDI GÜLÜM KETEN HELVA romancılığına karşıyım. Louis, git adam gibi bir roman yaz da okuyalım be canım. Hadi, özgün bir konu bul, yeme bizi bizim tarihimizle.

Diğer romanlara gelince, Tomris Uyar’ı okumuştum, ah nasıl okumam, o benim canımdır yahu, bitanedir, güzeldir, fakat bu yeni evimde hiç Tomris Uyar romanı yoktu, o yüzden aldım, evde bulunsun, baş ucumda dursun istedim. Orhan Kemal’de evde bulunsun, yanımızda olsun kategorisinden alındı.

Okunacaklar

Radi Fiş-Ben de Halimce Bedrettinim

Orhan Kemal-Baba Evi

Peyami Safa- Madam Moralia’nın koltuğu (Yeni basıl Peyami gördüm, hemen aldım)

Richard Swartz-Yanıbaşımızdaki Yabancı (Bosna dolaylarındaki genç yazarların, savaş sonrası karışık kafalarındaki kimlik sorgulamalı öyküleri, gerçekten çok iyi)

Okumaya yazmaya döndüğüm şu günlerde, gazeteciği bıraktım, çok sıkıcıydı, sıkıcı işlere gelemiyorum. Onun yerine kendime şöyle de yeni bir blog yaptım, adını “Alalım Bunları” koydum. Almak istediğim hediyeleri, beğendiğim eşyaları falan ekliyorum buraya. Shopping oldu, gaz oldu. PR 6 diyor google, sağolsun varolsun. Hepinizi bekliyorum, hediye almam gerek ama ne alsam bulamıyorum diyorsanız, buyrun.

Yaz geldi, herkesin yazı kutlu olsun, bir de yanına güzel bir aşk konsun. Öperim.

not: baykuşlu masa örtüsünü yeni aldım, güzel di mi?

sonra da bu kitabı okumak istiyorum(Sineksekiz yayınevinden)

ağaçlar

 

 

Bu ara buralarda böyle ağaçlar var.

ve böyle çiçekler.